SAK neden olur ?

Ruya

New member
11 Mar 2024
389
0
0
Saklanmış Acıların Arkasında: SAK Neden Olur?

Merhaba değerli forumdaşlar,

Bugün sizlere yaşamın en karanlık ve bazen hiç beklemediğimiz bir köşesinden, içimize doğru giden bir yolculuk hikâyesi paylaşmak istiyorum. Hayatın bazen öyle anları olur ki, duygusal yoğunluklar ve stresin iç içe geçtiği o anlar, ruhumuzu etkiler, bedenimizi ise savunmasız bırakır. Bazen de bu, sakatlanmış bir kalbin, unutulmuş bir travmanın, ya da bastırılmış bir acının yansımasıdır. Bahsedeceğim konu: SAK, yani Subklinik Anksiyete Krizi. Bunu bir hikâye üzerinden anlatmak istiyorum; belki hepimiz biraz daha anlayabiliriz.

Başlangıç: Bir Fırtına Yaklaşıyor

Ayşe, sabahın ilk ışıklarıyla uyanmıştı. Gözleri ağır, zihni ise hala uykuda gibiydi. Bir süre yatağında kalıp, hayatın ne kadar zor olduğuna dair düşüncelerle boğuştu. Evliliği, çocukları, iş hayatı... Hepsi birer puzzle parçası gibi birbirine karışmıştı. Özellikle son günlerde içini kemiren bir huzursuzluk vardı; ama tam olarak neydi, ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu.

Eşi Kemal ise sabah işe gitmeye hazırlanıyordu. Sessizce Ayşe’nin yanında oturup, onun halini fark etti. Her şeyin tıkırında olduğunu düşündüğü bir evlilikte, en büyük korkusu, karısının içindeki bu görünmeyen boşluğu bir gün fark etmesiydi. Ama ona bir şey söylemek ya da ona yardım etmek de onun için bir çözüm gibi değildi. Çünkü o, sorunların çözülmesi gerektiğini ve bu tür şeylerin bir şekilde stratejik bir yaklaşımla üstesinden gelinebileceğine inanıyordu. Ayşe’nin ruh halinin karmaşık olduğunu anlamıştı ama çözüm önerileri, bu tür duygusal yüklerin ağır olduğu bir ortamda işe yaramaz gibi geliyordu.

Kemal’in Stratejik Yaklaşımı: "Sorunu Çözmeliyim"

Kemal, odanın köşesinde, tıpkı bir mühendis gibi sorunları analiz etmeye başladı. İşe gitmeden önce Ayşe ile konuşmaya karar verdi. Ama bunu, Ayşe’yi üzmeden, tam olarak ne olduğunu anlamaya yönelik yapmalıydı. Onun için çözüm yolu belliydi: Ayşe’yi motive etmeliydi, ona iş yerinde stresli olduğunu ve bunun evliliğine de yansıdığını anlatmalıydı. Üzerinde çalışacak çok şey vardı ve Kemal, işlerin nasıl daha iyi hale getirilebileceğine dair pratik fikirler geliştirmeye başladı.

"Belki bir tatile çıkarız," diye düşündü. "Bunları unutmasına yardımcı olabiliriz."

O, çözüme odaklanan ve ilişkisini iyileştirmeyi isteyen bir adamdı. Ama bir noktada, bu tür yaklaşımlarının Ayşe’nin duygusal yükünü hafifletmekten daha çok derinleştirdiğini fark etmesi çok uzun sürmedi.

Ayşe’nin İçsel Çöküşü: "Duygularımı Nereye Saklayabilirim?"

Ayşe ise içsel bir fırtınanın ortasında gibiydi. Kemal’in çözüm odaklı yaklaşımına karşın, onun içine düştüğü duygusal boşluk daha da büyüyordu. Bazen, her şeyin normal olduğunu düşünüyor, derin nefes alıp gülümsüyordu. Ama bu sadece dışarıya yansıyan bir maskeydi. Gerçekten ne olduğunu kimseye söylemiyordu. İhtiyacı olan şey bir çözüm değil, birinin onu dinlemesi ve yargılamadan anlamasıydı.

Kemal’in yaklaşımı, onu anlamak yerine bir çözüm üretmeye çalışıyordu. "Ayşe, senin üzerine fazla mı iş yükü bindikçe bunlar seni daha fazla etkiliyor," diyordu. Ama Ayşe ne kadar sessizce yanıt verseler de, Kemal’in stratejik yaklaşımı daha fazla rahatsızlık veriyordu. Ayşe’nin yaşadığı içsel acıyı sadece bir konuşma ile geçiremezdi. Her şeyden önce, o duygusal bir bağ kurmaya ihtiyaç duyuyordu.

Kadınlar ve Erkekler Arasındaki Fark: Empati ve Strateji

Buradaki fark, bir kadının ve bir erkeğin krizi ve duygusal travmayı nasıl farklı şekillerde deneyimlediğiyle ilgiliydi. Erkekler, genellikle problem çözmeye yönelik yaklaşımlar geliştirme eğilimindedirler. İşte Kemal’in yaptığı gibi; çözüm önerileri, çözüm arayışı ile doğrudan ilgilidir. Kadınlar ise genellikle empatik, ilişkisel ve duygusal yönleriyle daha fazla başa çıkarlar. Ayşe, içinde yaşadığı zorlukları paylaşmak, biriyle duygusal bir bağ kurmak istiyordu, ama Kemal bunu çözmek, ilişkiye pratik bir müdahale yapmak istiyordu.

Bu durum, birçok ilişkide olduğu gibi, bir tür çelişkiyi doğurur: Kadınlar, duygusal destek isterken, erkekler çoğu zaman çözüm aramaya odaklanırlar. Bu dengesizlik, özellikle birinin duygusal olarak boğulduğu bir durumda, anlamadıkları bir boşluğa dönüşebilir.

Saklanmış Acının Yansıması: SAK'ın Fiziği ve Psikolojisi

Ayşe’nin yaşadığı bu duygusal çöküşün bedensel bir yansıması vardı. Sürekli bir kaygı hali, vücutta beliren kas gerilmeleri ve baş ağrıları... Tüm bunlar, SAK’ın (Subklinik Anksiyete Krizi) tipik belirtileriydi. Kimseye söylemeden, sıklıkla içindeki gerginliği dışa vurmadan gününü geçirmeye çalışıyordu. Ama bir yerlerde bu gizli yük, fiziksel belirtilerle dışa vuruyordu.

Ve işte, burada tam da bu anlarda insanlar birbirini daha iyi anlamalı. Farklı bir bakış açısı ve yaklaşım, ilişkilerde ve hayatımızda büyük fark yaratabilir. Kimseyi yargılamadan, derinlemesine anlamaya çalışarak, sağlıklı bir çözüm üretebiliriz.

Sonuç: Yorumlarınızı Bekliyorum

Hikâyemi ve bu duygusal yolculuğu okuduktan sonra, bu konuda sizin düşünceleriniz neler? Sizce, duygusal krizleri ve stresleri daha sağlıklı bir şekilde nasıl ele alabiliriz? Erkeklerin stratejik çözüm odaklı yaklaşımının, kadınların empatik yaklaşımından nasıl farklılıklar gösterdiğini ve bu farkların bir ilişkiyi nasıl etkileyebileceğini düşündünüz mü? Yorumlarınızı, deneyimlerinizi benimle paylaşın. Hep birlikte daha derin bir anlayışa sahip olabiliriz.