Affetmek Ne Değildir? Eski Bir Saat Kulesinin Gölgesinde Öğrendiğim Ders
Geçen sonbaharda, yaşadığım şehrin eski meydanında bulunan saat kulesinin yanında ilginç bir konuşmaya tanık oldum. O gün oraya yalnızca biraz kafa dağıtmak için gitmiştim. Fakat birkaç saat sonra eve dönerken zihnimde tek bir soru vardı:
Affetmek gerçekten nedir ve daha da önemlisi, ne değildir?
Bu sorunun cevabını bana verenler bir psikolog, bir tarih öğretmeni ve yıllardır birbirleriyle konuşmayan iki eski dost oldu.
Siz olsaydınız ne yapardınız?
Bir Kırgınlığın Sessiz Hikâyesi
Saat kulesinin hemen karşısındaki küçük kafede otururken yan masadaki konuşmalar ister istemez kulağıma geliyordu.
Murat ve Selin yıllardır arkadaş olan iki kişiydi. Fakat aralarındaki dostluk beş yıl önce yaşanan bir olay nedeniyle sona ermişti.
Murat, geçmişte yaşanan bir iş ortaklığı meselesinde Selin'in kendisine haksızlık yaptığını düşünüyordu.
Selin ise Murat'ın kendisini dinlemeden karar verdiğine inanıyordu.
İkisi de yıllarca haklı olduğunu savunmuştu.
O gün ilk kez yüz yüze oturuyorlardı.
Masadaki üçüncü kişi ise psikolog olan arkadaşları Derya'ydı.
Konuşmanın başında Murat dikkat çekici bir cümle kurdu:
"İnsan affederse sanki yapılanı kabul etmiş gibi hissediyor."
Bu cümle aslında toplumda çok yaygın bir düşünceyi yansıtıyordu.
Derya ise başını salladı.
"Belki de affetmeyi yanlış tanımlıyoruz."
İşte hikâyenin asıl dönüm noktası burada başladı.
Affetmek, Olanları Yok Saymak Değildir
Murat çözüm üretmeye alışkın bir insandı.
Sorun gördüğünde analiz eder, neden-sonuç ilişkileri kurar ve ilerlemek için strateji geliştirirdi.
Bu nedenle yaşanan olayı zihninde sürekli değerlendiriyor, kimin hangi noktada hata yaptığını hesaplıyordu.
Selin ise daha farklı yaklaşıyordu.
Onun için mesele yalnızca yaşanan olay değildi.
Kırılan güven, kaybedilen dostluk ve yıllar boyunca biriken duygular da işin içindeydi.
Derya ikisine dönerek şunu söyledi:
"Affetmek yaşananları silmek değildir. İnsan hafızasını kapatamaz. Yaşanan olayın gerçekliği değişmez."
Bu söz üzerine masada kısa bir sessizlik oldu.
Gerçekten de affetmek bazen unutmakla karıştırılıyor.
Oysa tarih bunun tersini gösteriyor.
Toplumlar savaşları, adaletsizlikleri ve büyük kırılmaları unutmadan da affetme süreçleri yaşayabiliyor.
Birçok ülkede toplumsal uzlaşma komisyonları kurulmasının nedeni de budur.
Amaç geçmişi yok etmek değil, onun yükü altında ezilmeden geleceği kurabilmektir.
Peki sizce unutmak mümkün olsaydı affetmek diye bir kavrama ihtiyaç kalır mıydı?
Affetmek, Haksızlığı Onaylamak Değildir
Konuşma ilerledikçe Murat başka bir soru sordu:
"Peki ya gerçekten hata yaptıysa?"
Bu soru çoğu insanın zihninden geçer.
Çünkü birçok kişi affetmeyi karşı tarafı aklamak gibi algılar.
Derya gülümsedi.
"Bir davranışın yanlış olduğunu kabul etmekle o davranışın hayatını yönetmesine izin vermemek farklı şeylerdir."
Bu noktada Selin ilk kez söze girdi.
"Ben yıllarca kendimi savunmaya çalıştım. Sonra fark ettim ki sürekli aynı olayı düşünmek bana zarar veriyor."
Bu cümle önemliydi.
Çünkü affetmek bazen karşı taraf için değil, kişinin kendi ruhsal yükünü hafifletmesi için gerçekleşir.
Araştırmalar da uzun süreli öfke ve kin duygularının stres seviyelerini artırabildiğini göstermektedir.
Bu nedenle affetmek çoğu zaman bir ödül değil, bir iç özgürleşme biçimidir.
Saat Kulesinin Anlattığı Tarih
Tam o sırada kafenin camından dışarı baktım.
Yüzyıllardır ayakta duran saat kulesi dikkatimi çekti.
Şehrin tarihini bilen tarih öğretmeni Kemal Bey de o gün tesadüfen kafedeydi.
Sohbete dahil oldu.
"Bu kule iki büyük deprem, bir savaş ve sayısız siyasi değişim gördü."
Sonra devam etti:
"Ama insanlar her nesilde yeniden birlikte yaşamayı öğrendi."
Kemal Bey'in anlattıkları bana tarih boyunca toplumların nasıl iyileştiğini düşündürdü.
Affetmek hiçbir zaman geçmişi silmek anlamına gelmedi.
Aksine geçmişten ders çıkarıp yeni ilişkiler kurabilmenin yolu oldu.
Toplumsal hafıza ile bireysel hafıza arasında aslında büyük benzerlikler vardı.
İkisi de yaşananları saklıyor ama onlara takılıp kalmadan ilerlemeyi öğreniyordu.
Affetmek, Aynı Hatanın Tekrarına İzin Vermek Değildir
Sohbetin en önemli kısmı ise günün sonunda geldi.
Murat derin bir nefes aldı.
"Peki affedersem her şey eskisi gibi olmak zorunda mı?"
Bu soru birçok insanın cevabını aradığı sorudur.
Derya'nın cevabı netti:
"Hayır."
Affetmek ile güvenmek aynı şey değildir.
Affetmek ile sınır koymak da aynı şey değildir.
Bir kişi sizi affedebilir ama aynı koşullarda yeniden ilişki kurmak istemeyebilir.
Bu noktada Murat'ın stratejik yaklaşımı ile Selin'in ilişkisel bakış açısı ilginç şekilde birleşti.
Murat gelecekte benzer sorunların yaşanmaması için hangi sınırların gerekli olduğunu düşünüyordu.
Selin ise ilişkilerin tamamen kopmasının her zaman çözüm olmadığını anlatıyordu.
İkisi de farklı yönlerden bakıyordu ama ortak noktaları aynıydı:
Sağlıklı bir gelecek kurmak.
İşte affetmenin en az konuşulan yönlerinden biri de budur.
Affetmek her zaman eski düzeni geri getirmez.
Bazen sadece yükleri geride bırakıp yeni bir sayfa açar.
O Günün Sonunda Ne Oldu?
Gün batarken konuşma sona erdi.
Murat ve Selin yıllar sonra ilk kez birbirlerine gerçekten kulak vermişlerdi.
Sorun tamamen çözülmüş müydü?
Hayır.
Her şey eski haline dönmüş müydü?
Hayır.
Ama ikisi de önemli bir şeyi anlamıştı.
Affetmek;
Yaşananları inkâr etmek değildir.
Haksızlığı haklı görmek değildir.
Unutmak değildir.
Kendini korumaktan vazgeçmek değildir.
Aynı hatalara yeniden davetiye çıkarmak değildir.
Affetmek bazen yalnızca geçmişin sizi yönetmesine izin vermemektir.
Saat kulesinin gölgesinden ayrılırken aklımda kalan düşünce buydu.
Belki de affetmenin en güçlü tarafı, karşı tarafa değil önce kendimize verdiğimiz bir özgürlük alanı olmasıdır.
Şimdi merak ediyorum:
Sizce affetmek hangi noktada başlar?
Karşı taraf özür dilediğinde mi?
Zaman geçtiğinde mi?
Yoksa insan kendi içindeki yükü taşımaktan yorulduğunda mı?
Bu konuda farklı deneyimleri olanların düşüncelerini okumayı gerçekten isterim. Çünkü bazen bir kavramı anlamanın en iyi yolu, onu farklı hayat hikâyelerinin içinden görmektir.
Geçen sonbaharda, yaşadığım şehrin eski meydanında bulunan saat kulesinin yanında ilginç bir konuşmaya tanık oldum. O gün oraya yalnızca biraz kafa dağıtmak için gitmiştim. Fakat birkaç saat sonra eve dönerken zihnimde tek bir soru vardı:
Affetmek gerçekten nedir ve daha da önemlisi, ne değildir?
Bu sorunun cevabını bana verenler bir psikolog, bir tarih öğretmeni ve yıllardır birbirleriyle konuşmayan iki eski dost oldu.
Siz olsaydınız ne yapardınız?
Bir Kırgınlığın Sessiz Hikâyesi
Saat kulesinin hemen karşısındaki küçük kafede otururken yan masadaki konuşmalar ister istemez kulağıma geliyordu.
Murat ve Selin yıllardır arkadaş olan iki kişiydi. Fakat aralarındaki dostluk beş yıl önce yaşanan bir olay nedeniyle sona ermişti.
Murat, geçmişte yaşanan bir iş ortaklığı meselesinde Selin'in kendisine haksızlık yaptığını düşünüyordu.
Selin ise Murat'ın kendisini dinlemeden karar verdiğine inanıyordu.
İkisi de yıllarca haklı olduğunu savunmuştu.
O gün ilk kez yüz yüze oturuyorlardı.
Masadaki üçüncü kişi ise psikolog olan arkadaşları Derya'ydı.
Konuşmanın başında Murat dikkat çekici bir cümle kurdu:
"İnsan affederse sanki yapılanı kabul etmiş gibi hissediyor."
Bu cümle aslında toplumda çok yaygın bir düşünceyi yansıtıyordu.
Derya ise başını salladı.
"Belki de affetmeyi yanlış tanımlıyoruz."
İşte hikâyenin asıl dönüm noktası burada başladı.
Affetmek, Olanları Yok Saymak Değildir
Murat çözüm üretmeye alışkın bir insandı.
Sorun gördüğünde analiz eder, neden-sonuç ilişkileri kurar ve ilerlemek için strateji geliştirirdi.
Bu nedenle yaşanan olayı zihninde sürekli değerlendiriyor, kimin hangi noktada hata yaptığını hesaplıyordu.
Selin ise daha farklı yaklaşıyordu.
Onun için mesele yalnızca yaşanan olay değildi.
Kırılan güven, kaybedilen dostluk ve yıllar boyunca biriken duygular da işin içindeydi.
Derya ikisine dönerek şunu söyledi:
"Affetmek yaşananları silmek değildir. İnsan hafızasını kapatamaz. Yaşanan olayın gerçekliği değişmez."
Bu söz üzerine masada kısa bir sessizlik oldu.
Gerçekten de affetmek bazen unutmakla karıştırılıyor.
Oysa tarih bunun tersini gösteriyor.
Toplumlar savaşları, adaletsizlikleri ve büyük kırılmaları unutmadan da affetme süreçleri yaşayabiliyor.
Birçok ülkede toplumsal uzlaşma komisyonları kurulmasının nedeni de budur.
Amaç geçmişi yok etmek değil, onun yükü altında ezilmeden geleceği kurabilmektir.
Peki sizce unutmak mümkün olsaydı affetmek diye bir kavrama ihtiyaç kalır mıydı?
Affetmek, Haksızlığı Onaylamak Değildir
Konuşma ilerledikçe Murat başka bir soru sordu:
"Peki ya gerçekten hata yaptıysa?"
Bu soru çoğu insanın zihninden geçer.
Çünkü birçok kişi affetmeyi karşı tarafı aklamak gibi algılar.
Derya gülümsedi.
"Bir davranışın yanlış olduğunu kabul etmekle o davranışın hayatını yönetmesine izin vermemek farklı şeylerdir."
Bu noktada Selin ilk kez söze girdi.
"Ben yıllarca kendimi savunmaya çalıştım. Sonra fark ettim ki sürekli aynı olayı düşünmek bana zarar veriyor."
Bu cümle önemliydi.
Çünkü affetmek bazen karşı taraf için değil, kişinin kendi ruhsal yükünü hafifletmesi için gerçekleşir.
Araştırmalar da uzun süreli öfke ve kin duygularının stres seviyelerini artırabildiğini göstermektedir.
Bu nedenle affetmek çoğu zaman bir ödül değil, bir iç özgürleşme biçimidir.
Saat Kulesinin Anlattığı Tarih
Tam o sırada kafenin camından dışarı baktım.
Yüzyıllardır ayakta duran saat kulesi dikkatimi çekti.
Şehrin tarihini bilen tarih öğretmeni Kemal Bey de o gün tesadüfen kafedeydi.
Sohbete dahil oldu.
"Bu kule iki büyük deprem, bir savaş ve sayısız siyasi değişim gördü."
Sonra devam etti:
"Ama insanlar her nesilde yeniden birlikte yaşamayı öğrendi."
Kemal Bey'in anlattıkları bana tarih boyunca toplumların nasıl iyileştiğini düşündürdü.
Affetmek hiçbir zaman geçmişi silmek anlamına gelmedi.
Aksine geçmişten ders çıkarıp yeni ilişkiler kurabilmenin yolu oldu.
Toplumsal hafıza ile bireysel hafıza arasında aslında büyük benzerlikler vardı.
İkisi de yaşananları saklıyor ama onlara takılıp kalmadan ilerlemeyi öğreniyordu.
Affetmek, Aynı Hatanın Tekrarına İzin Vermek Değildir
Sohbetin en önemli kısmı ise günün sonunda geldi.
Murat derin bir nefes aldı.
"Peki affedersem her şey eskisi gibi olmak zorunda mı?"
Bu soru birçok insanın cevabını aradığı sorudur.
Derya'nın cevabı netti:
"Hayır."
Affetmek ile güvenmek aynı şey değildir.
Affetmek ile sınır koymak da aynı şey değildir.
Bir kişi sizi affedebilir ama aynı koşullarda yeniden ilişki kurmak istemeyebilir.
Bu noktada Murat'ın stratejik yaklaşımı ile Selin'in ilişkisel bakış açısı ilginç şekilde birleşti.
Murat gelecekte benzer sorunların yaşanmaması için hangi sınırların gerekli olduğunu düşünüyordu.
Selin ise ilişkilerin tamamen kopmasının her zaman çözüm olmadığını anlatıyordu.
İkisi de farklı yönlerden bakıyordu ama ortak noktaları aynıydı:
Sağlıklı bir gelecek kurmak.
İşte affetmenin en az konuşulan yönlerinden biri de budur.
Affetmek her zaman eski düzeni geri getirmez.
Bazen sadece yükleri geride bırakıp yeni bir sayfa açar.
O Günün Sonunda Ne Oldu?
Gün batarken konuşma sona erdi.
Murat ve Selin yıllar sonra ilk kez birbirlerine gerçekten kulak vermişlerdi.
Sorun tamamen çözülmüş müydü?
Hayır.
Her şey eski haline dönmüş müydü?
Hayır.
Ama ikisi de önemli bir şeyi anlamıştı.
Affetmek;
Yaşananları inkâr etmek değildir.
Haksızlığı haklı görmek değildir.
Unutmak değildir.
Kendini korumaktan vazgeçmek değildir.
Aynı hatalara yeniden davetiye çıkarmak değildir.
Affetmek bazen yalnızca geçmişin sizi yönetmesine izin vermemektir.
Saat kulesinin gölgesinden ayrılırken aklımda kalan düşünce buydu.
Belki de affetmenin en güçlü tarafı, karşı tarafa değil önce kendimize verdiğimiz bir özgürlük alanı olmasıdır.
Şimdi merak ediyorum:
Sizce affetmek hangi noktada başlar?
Karşı taraf özür dilediğinde mi?
Zaman geçtiğinde mi?
Yoksa insan kendi içindeki yükü taşımaktan yorulduğunda mı?
Bu konuda farklı deneyimleri olanların düşüncelerini okumayı gerçekten isterim. Çünkü bazen bir kavramı anlamanın en iyi yolu, onu farklı hayat hikâyelerinin içinden görmektir.